Dün malumunuz 29 Ekim’di. Şöyle Atamızı videolardan izleyim dedim. Gördüklerimden utandım. Şunu öncelikle belirteyim amacım ne siyaset ne de başka bir şey. Bu amacı güden de Allah rızası için girip buraya yazmasın. Gördüklerim karşısında utandım, üzüldüm, sizlerle de paylaşmak istedim. Neden bunlar yapılır, neden Atatürk’e bu kadar saygısızlık vardır? Neden insanlar hem namazında olup hem Atatürk’e sevemiyor? Hadi sevmesini geçtim en azından neden saygı duyamıyor? Ayıp değil mi? Bazı şeyleri anlamak bu kadar güç mü? Nedir bu kuyruk acısı? Gerçekten 21. yüyılda anlam veremiyor ve hayretle izliyorum olanları… Elin yabancısı O’nun nasıl düşünüp nasıl strateji geliştirdiğini anlamaya çalışırken biz hala O’nu tartışıyoruz.
Devamını Oku
Kalemime doldurdum seni.
Hüzünlerin yanıbaşına.
Artık seni yazacağım,
İsyan edene kadar kağıtlar.
Devamını Oku
Dünyanın en büyük (!) derbisi oynandı dün akşam. Saygıdeğer medyamızın her fırsatta Türk futbolundaki şiddetten dışladığı Fenerbahçe camiası yine yapacağını yaptı ve gerçek yüzünü gösterdi. Aslında Kadıköy’de oynanan her derbide, istisnasız, mutlaka bir rezalet yaşanıyor. Ama mutlaka bunu göremeyenlerimiz vardır aramızda.
Allah göstermesin, bu bir Beşiktaş – Fenerbahçe maçı olsa, maçtan önce futbolcularımız Fenerbahçe’lilere saldırsa, çıkıp “ayağıma bastı ben de saldırdım” falan yalanlar atsa… Kavgayı çıkaran oyuncumuz, maç içinde de yan hakemin gözü önünde çaktırmadan bir tane kavga ettiği adama çaksa… O karambolde attığımız cisimler ile maçın 4. hakeminin kafası yarılsa, dikiş atılarak “büyük bir fedakarlık (!)” ile (çıkmaması ve maçın ertelenmesi – hükmen karara bağlanması daha akla ve kurala yakın yaklaşımken) maça çıksa…
Devamını Oku
Bir sağanaktır nasılsa, gelir geçer.
Kapılma hüzün bulutlarına.
Unutma; gecenin ardında bile güneş saklı.
Sen sen ol, gölge düşürme umutlarına.
Biliyorum; kış geçene kadar kapanmış çiçeklerin.
Sen göstermesen de, ben farkındayım.
Ama nasılsa, her kışın bir baharı var.
Şunu bil ki; ben senin toprağındayım.
Çok uzun zamandır, yaklaşık 10 senedir, hemen her ortamda kullanabildiğim en düzgün Türkçeyi kullanmaya çalışıyorum. Bugüne kadar hep küçük harfleri kullandım yazılarımda. Her türlü imla kuralına uysam da, hiçbir özel ismin ilk harfini büyük yapmadım. Benzer şekilde, hiçbir cümlemi tek nokta (.) ile bitirmedim, her zaman iki nokta (..) koydum. Üstelik dilimizde yan yana iki nokta (..) olmamasına rağmen. Bu iki şeyin dışında, Türkçenin tüm kurallarına dikkat ettim, ediyorum. Bugün ve bu saatten itibaren de, Türkçeyi olması gerektiği gibi kullanacağım.
Devamını Oku
Hayalleri var insanların.. Kimisi ne istediğini bilen, kimisi bilmeyen.. Kimisi sevdiği için kurar hayalleri; kimisi hayal kurar, yıkmak için hayalleri..
Sevgileri var insanların.. Kimisi ne sevdiğini bilen, kimisi bilmeyen.. Kimisi sever birilerini, sevgi nedir bildiği için; kimisi birilerine sevdiğini söyler, yıkmak için sevgileri..
Hayaller ve sevgiler.. Bazen biri birinden ayrılmayan ikili, bazen biri birinin panzehiri.. Sevgililer hayal kurmayı sever aslında masumca.. Çoğu zaman olmadık hayaller yıkar sevgileri acımasızca.. Bazıları bilir hayaller gerçek değildir.. Bazıları farkında değildir; hayal nedir, gerçek nedir?
Devamını Oku