Tanıdığım en “en” olan insansın herhalde. Nasıl bir ağırlıktır bu “en” olmak? Bu “en”lerin başında, çok yakışan bir şey geliyor aklıma; zıtlıkların sana yakışıyor olması. Zıtlıkların değil, senin onları yaratman, yaratmanın verdiği ışıkların yüzünde kırılması…
Gölgeler ruhuna yakışıyor zaman zaman, fazla koyu olsalar da. Seni yaşadıkça yorucu olanın, hak eden olduğunu görüyorum. Ve senin yorulmayı unuttuğunu. “Her şeye rağmen”leri yüzünde taşıyan bir insan tanımak çoğu zaman şanstır. Sen görmesini bilen için şans olsan da, bazen kendin için şansızlık oluyorsun. Belki kronik bir kendini görememe hali. Kendini gördüğün gün, mavi bir yerde, parmak uçlarında hayal ediyorum seni nedense. Ve yine nedense (!) parmaklarının arasında (belki de dişlerinin) bir kalem görüyorum. İşte o zaman, her şey olmasa da, bir şeyler gerçekten çok güzel olacakmış gibi…
Kafamda hayal kırıklıkları, midemde bulantılar, cıvıl cıvıl kuşlar. Belki tam ruhumdaki kelimelere değmedim ama, beynimdeki bu kadar çıktı işte. Belki daha iyi bir günümde, daha benden iyi kelimelerle ve umarım daha pozitif bir yazı…
Bir şeyler farklı olsun hepimiz için… Buralarda seninle nefes alan herkes için…
ruhunun güzelliği yeter bunları görmen yalaman için
[Reply]