Uzun zamandır her şeyimi akışına bırakmışım… Günlerimi, gecelerimi… “Ben” diyebilmeyi unutmuşum… Bir şeyler mi var özlediğim, hatırlayamıyorum onu bile… Gökyüzü bulutlu… Yine bir İstanbul sabahı, yine hüzün…
Rüzgar dalgalarında süzülen martı mı sanıyorsun kendini? Yapamadığın şeyler korkutmasın seni, beni korkuttular diye…
Hayat kaygısı… Aşk… Umut… Kendi kendime konuşuyorum bu 3′ü arasında kalmış olup, “ben” olabilmeyi unutanlar için… Haykırışlarım, susturduğum iç sesime. Sana ihtiyacım var, gel artık!
Haklıydın sen hep. İtiraf ediyorum, bak; yine yalnızım!
Kaçmak istiyorum, ne var ki bunda? Gözlerimin önüne geldi her şey… Çırılçıplak, öylesine… Sadece kendimi hatırlıyorum ilk defa. Seni de unuttum, senin gibileri de…
Yaz geliyor… Korkuyorum… Üşüyorum…
Her şey öylesine acımasız ve öylesine hızlı gelişiyorsa, ben çok mu yavaş kalıyorum? Belki de, sadece bakış açımdan kaynaklanıyor… Bu sabah bir tek ben varmışım gibi dünyada, neden? İstanbul dar geldi bana, sığamadım dünyaya…
Yok olan umutlarım, hayallerimi de götürse yanında? Yağmur ıslatmaz olursa artık? Uzaklaşmak, kaçmak mucize olsa?
Vazgeçsek özlenen biri olmaktan bir gün? Özlemenin peşinde koşmasak? Özlenmenin? Ne değişir ki hayatımızın şu dar sokaklarında?
Üzmese artık yalanlar şu yorgun kalbimizi. Tekrar aşık olabilir miyiz? Korkusuzca?
Nedir kabuğumuza kapatan bizi bu yağmurda?
Neden yaralıyor ruhumuzu “sevmiyorum” demek?
Yalnız olan suçludur oysa. Yalnızlığı kendi seçmiştir. Sıralarken istediklerini, gerçekler duvar olduğunda geri dönüp kaçmak niye? Yetersizlik mi? Acıtan yetersiz hissetmek mi? Yoksa bencillik mi?
Amaç yaratamamak, yaşadıklarının eseri mi? Kendine sordun mu hiç? En son ne zaman sorguladın kendini? Hiç acımadan kendine? Hatalarından sonuç aldın mi hiç? Son zamanlarda sana acımalarından sıkılıp, küfür ettin mi?
Ben sorguluyorum kendimi. Hiç acımıyorum üstelik. Geç kalmışlarımı kendim için yapmaya karar verdim, yüzüme vurulanlardan sonra. Kendim için, geç kalmışlarım için… Biliyor musun(uz)? Ben suçluyum sadece…