yine ben!
çok sıkıldım yine kendimi görmekten.. arada başka maskeler görmekten.. bundan hoşlanıyorum galiba.. yıllardır büyütüp beslediğim pek sevgili ataletim artık içime sığmaz oldu.. içimdeki enerji kendini dışa vurmaya çalışıyor.. ancak süblime olamıyor bir türlü.. garip yollar arıyor kendine..
eskiden çamaşır makinesinin dönüşünü izlemek, duvarlara bakmak, eşyalarla konuşmak gibi normal şekillerde dışa vururdu kendini.. şimdi çocukluğa özlem midir nedir.. eski fotoğraflara bakıp bakıp iç geçirmeler, çocukluk ne güzeldi, ne dertsiz tasasız.. off be ne güzeldiler.. ufak bi uyarmanın, kocaman çocukluk anılarını canlandırmaları, belki unutulmuş olanları.. evin içinde koşup durup, “bak gördün mü? tavanı elleyebiliyorum!” diyen 13 yaşındaki çocuk..
yine hayaller.. gerek var mı söylemeye? hiç yapılmayacak olanlar hayallerde yapılırdı her gün.. aslında bu çok kötü bir şeymiş.. olabilecek hayaller kurmak çok kötü bir şey.. çünkü gerçekten olduğunda aynı heyecanı duyamıyorsunuz.. e ben zaten bunu yaşamıştım, diyip, dejavu yaşadığınızı zannediyorsunuz.. normal olarak bu da sizi duygusuz, tepkisiz biri yapıyor.. o kadar çok hayal kurarsanız olacağı budur.. hiç yaşayamayacaksanız hayal kurun.. yaşamış olursunuz.. ama yaşayacaksanız ne diye hayal kuruyorsunuz? anların anlamını böyle savurganca harcamayın benim gibi.. geçen gün de dediğim gibi, hayat bir küçük domuzcuktur.. yağmur yağarken aslında tanrının ağladığını göremeyiz.. ağlıyordur; çünkü biz bu küçük domuzcuğu göremeyiz.. çamura bulanamayız gönlümüzce, her şeyden çekiniriz.. korkarız, geri dururuz çok şeyden.. oysa bunu diyen amca, hayatının son anında bile aşık olduğundan bahsediyordu aynı şarkısında.. yani o anda olan bir şey, daha önceden olan bir şeyin devamı değil.. tabi o amca hâlâ ölmedi; ama belki de onun umududur bu.. hayatının son saatinde bile aşık olacakmış.. ne bileyim ben.. bence o kendine aşık oluyordur.. ama bu da önemli tabi, bu da güzel, evet.. hayır, ben olmam tabi ki.. pek hoşlaşmam kendimle.. çok sıkıldım zaten, sıkıcı bir evliliğe döndü canım, yeter artık.. imkanı olsa da kendimi denize atıp ölsem, sonra yine yaşamaya devam etsem.. belki rahatlardım o zaman..
demek ki kendime bu kadar bağlıyım.. etle tırnak gibiyim.. ayrılamıyorum kendimden.. o halde kendimle ilgili bir şey yapmalıyım.. içimdeki beni öldüremiyorsam, onu içten parçalamalıyım.. eski çin taktikleri.. beni ele geçirip onu yönetmeliyim.. bunu yapabilir miyim acaba?
yapmam gerek.. sıkıldım benin yönetiminden, kendim karar vermek istiyorum artık.. kendim, gerçek kendim.. ne demek gerçek kendim? saçma!
her neyse, şimdi silkinip kendime gelmem lazım.. evet.. evet, evet.. kendime gelmem lazım.. sanırım yolu gördüm.. kendime gelmeliyim artık.. rüyadan mı uyanmalıyım ki? zaten pek ayırt edemiyorum hangisi rüya, hangisi gerçek.. şimdi size bir korkumdan bahsedeyim.. belki bana inanmazsınız.. ama gerçek.. çok korkunç bir korku bu..
şimdi size de oluyordur, bazen gerçekle rüyayı ayırt edemezsiniz.. bu rüyalarda oluyorsa normaldir çok sık olur.. ama ya gerçekte olursa? şimdi burda gerçeğin gerçek olup olmadığı da kuşkulu.. ama öyle bir durum ki, bazen rüyayı gerçek sanmak gibi, gerçeği rüya sanıyorum.. öyle olunca da korkuyorum sevinmekten.. şimdi sevineceğim.. ama ya rüyaysa diye.. sonradan çöküntüye uğramayayım diye sevinemiyorum da.. yani çok temkinliyim.. bu yüzden sevinmek için iyice emin olmam lazım.. ama olamam ki.. nasıl olayım? gerçeklik sadece dilde değil.. birinin, “evet, gerçek bu lan!” demesi yetmez.. ama anlamanın da başka bir yolu yok..
“rüya ya da gerçek fark etmez.. sevinmek istiyorsan sevin, çok düşünme..” böyle düşünüyorum bazen.. eskiden bir abimiz de “düşünme, düşünmeee” diye bir şarkı söylerdi.. o zamandan bunun iyi bir öneri olduğunu anlamıştım.. ama bağımlılık yapıyor işte, bırakamıyorum mereti..
neyse meseleye dönelim.. rüya ya da gerçek fark etmez.. o zaman hep rüyalarda yaşamak, gerçekliğe çok bulaşmamak çok iyi olur.. aşağı düşmesem öyle mutluydum evet.. ama artık düştüm bulutlardan.. yukarı bir geri yol yok.. evet, düştüm aşağı, yani gerçekliğe.. hayal dünyasına geri dönemem.. bulutların üstüne nasıl çıkmıştım ki 15 yaşımda? o zamanki hayat planımın çok gerisinde kaldım..
neyse yine.. o zaman nasıl çıktıysam çıkmalıyım tekrar ya da burada kalıp buranın şartlarına göre yaşamalıyım.. yani sıfırdan başlamalıyım.. belki de bundan bütün bu gitmek kalmak meselesi.. evet bir yere gitmeliyim ya da özgür olmalıyım.. ama daha önce dediğim gibi özgürlük sadece gitmek değil, kalmak da özgürlük.. o zaman bir seçim yapmak gerek.. evet, anahtar kelime “seçim..” kalıyor muyum, gidiyor muyum?
bu yüzden 3-5 yaşına, 14 yaşının yazına özlem.. hele de 14 yaş.. yukarı doğru hızla ilerliyordum.. 15-16; oraları benimsemiştim iyice.. oysa burada, aşağıda kalmanın da renkli yanları var.. onlar da kendini gösteriyor arada, beni ikna etmeye çalışıyorlar..
peki bir orta yol yok mudur? yani bir yerde olmak zorunda olmasam.. bazen orda, bazen burada.. olur mu ki? neden olmasın, diyesim geliyor.. biliyorum bal gibi de olur.. oysa muhafazakarım çok.. muhafazakar hayalperestim.. oysa orta yolcu olsam.. yoksa yolcu mu olsam? ama bu da bir gelişme.. eskiden radikal hayalperesttim.. şimdi ortaya yaklaştım.. ortanın hayalindeyim.. ortanın hayali.. alanlara inmem lazım.. tek kişilik bir miting yapmalıyım hemen şimdi.. belki sonra da biraz düşünmeliyim başımı elime alıp.. belki de ellerimin arasına mıydı? sloganım da hazır:
kendime özgürlük! kendime özgürlük!
faşist ben! faşist ben!
küçük domuzcuğa bir şans!
eline saglık.bazen şizoluk var mı dıyorum sende kendı kendıme:)
[Reply]
lestioni Reply:
23 Eylül 2009 at 12:45
biraz var :)
[Reply]
yalnız olmadığımı gördüm ya, ölsem gam yemem artık..:p kendini içten parçalama fikrini sevdim, ama o bile olmuyor..
[Reply]